top of page

Kendini bilmek, kimlik inşası, etiketler, otantiklik

19 Şub 2025
4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 14 Mar

Kendini bilmek, cesurca kendi içinde olan bitene bakmak, tepkilerini, tavırlarını, edepsizliklerini, ilkelliklerini tanımak müthiş bir şey. Hiç kolay değil, ama bir yandan müthiş. Açıklığa kavuşuyor bir şeyler. Deneyimlerime, eğilimlerime, değerlerime dair bir içgörü kazanıyorum. Anlam kazanıyor. Perde kalkıyor.

Mesela tepkilerimi gözlemliyor, altında yatan korkularımı görüyor ve bunun altındaki ihtiyaçlarımı tanımlıyorum. Bu akışın olmazsa olmazı “radikal kabul” de buna eşlik edince bir gevşeme, özgürlük buradan doğan otantik bir benlik ortaya çıkıyor.

Ben burada, bu akışın akıp gitmesinin önünde bir set gibi duran başka bir tarafa değineceğim.

Kendimi tanımak bir tanımlamaya, yani etiketlemeye, yani kimlik inşasına dönüşebiliyor.

Egoyu biraz seyreltelim derken ego (nefs) kurnazca, farkındalık kisvesi altında, güçlenip köklenecek bir yer buluyor.

….

Otantik olmak anbean olabilecek birşey. Otantik benliğime kavuştum, buradan yürürüm artık dediğimde çiğ ve zamanla yapay kalıyor. Dışarıdan kokusu er ya da geç ortaya çıkmaya başlıyor.

Zaten düşününce, mümkün mü on yıl yıl tanımladığım “otantikliğimi” şimdi kullanmak? Hatta geçen yılkini şimdi kullanmak?

Değişime izin verdikçe ne kadar değişiyoruz bir baksanıza.

Bu hep böyle, her an böyle. Değişim anın içinde oluyor.

…..

Kendime dair tutunduklarıma bir bakayım: Neye hizmet ediyor bunlar?

Mesela kendimi “utangaç” olarak tanımlamak, bundan dolayı daha fazla utanmamı engelliyor.

Kendimi “tembel” ya da “başarısız” ya da “sabırsız” olarak tanımlamak, beni yeni bir şey denemekten alıkoyuyor böylece gerçekten başarısız olma ihtimalini bertaraf ediyorum.

Kendimi “öfkeli” ya da “huysuz” olarak tanımlamak, diğerlerine karşı bir kalkan (dokunulmazlık) görevi gördüğü gibi; beni biraz daha derin çalışmaktan, biraz daha zora gelmekten, biraz daha konfor alanımdan çıkmaktan koruyor.

Yani bir yere kadar oldukça işlevseller.

Ama çok sıkıcılar.

İlk çıktıklarında çok tazeleyiciler, ama bir süre sonra çürük kokuyorlar.

….

Hikayelere tutunmak var bir de. Olumlu veya olumsuz. Başıma gelenler, şuana dek yaptıklarım, başardıklarım ya da yapamadıklarım. Göz ardı etmekle sıkıca tutunup kimliğimi buradan oluşturmak arasında bir yer var.

Nasıl büyüdüğüm, büyürken nelere maruz kaldığım bir çok şeyi elbette etkiliyor. Bununla ilk yüzleştiğimde ajite olabilirim ve ebeveynlerime çok öfkelenebilirim ve kendim için yas tutabilirim. Diğer yandan bir süre sonra artık dışarıyı suçlamayı, kendime acımayı, kurban bilincimi -n en azından bir kısmını- bir yana bırakıp, yeni bilinmeyen diyarları keşfe çıkabilirim.

Büyüme koşullarımızın -ebeveynlerimizin ve toplumun- etkileriyle zihnimize abidik gubidik yerleşmiş parmaklıkların içinde yaşıyor ve büyüyünce de buradan çıkma ihtimalini unutuyoruz.

İnternette görmüşsünüzdür, yıllarca küçük dairesel bir kafesin içinde kalmış bir boz ayı videosu var. Adı Ina. Kafesten çıkarılıp doğaya salındığında, hâlâ o görünmez sınırların içinde volta atıyor.


Konfor alanı bazen buna benziyor.
Konfor alanı bazen buna benziyor.

Kendimi tanımladığımda ve bundan bir kimlik oluşturduğumda anlık olarak ortaya çıkabilecek, değişebilecek, duyumsanabilecek bir sürü şeyi kaçırma riski ortaya çıkar.

Kendimi utangaç ya da içe dönük olarak tanımlıyor olmam, büyük ihtimalle içimden gelen bir girişkenlik dürtüsünü gömleğinden çekiştirip durdurmama vesile olur. (Zaman zaman hatta çoğu zaman hissediyor olabilirim ama bu asla beni tanımlamaz, buna aykırı anlar var!)

Yalnız olduğumu, sevilmiyor olduğumu düşünmek; sevildiğim ve ilgi gördüğüm anları içime almaktan, tadını çıkarmaktan alıkoyar. (İstediğim kadar arkadaşım olmayabilir ya da beni istediğim gibi sevmiyor olabilirler ama hiç sevilmemiş ya da sevilmiyor olsaydım, emin olun bu yaşa kadar gelemezdim. Bana yetmese bile sevildiğim anlar var. O anları görmemek hiç bir işime yaramaz, hatta bir öz-sabotaj şeklidir!)

“Ben bunu severim” (Bazen istemeyebilirim, sevme derecem her gün değişiyor olabilir, hatta bir gün bu kadar sevmeyi bırakabilirim)

“Bu bana yakışmaz” (Ama canım isteyebilir, kimin ne dediğini umursamadan -umursamasam- bunu bir denemek isteyebilirim, ve ardından ne hissettiğime bakabilirim. Geri adım atmak ve karar değiştirmek her an mümkün)

“Kendinle çalışan, spiritüel biri olarak öfkelenemem” (öfkelendim işte, hem de deli gibi, ve hoşuma gitmeyen tepkiler verdim belki. Bundan sonrasına bakalım. Sorumluluk alalım. Belki öfkemi ifade etmem karşıdakini bir silkelemiştir ve bu aslında ikimiz için ve ilişkimiz için hayırlı olmuştur.)

“Ben nazik biriyim” ) Ama şuan çok öfkeliyim ve sesimi yükseltmek istiyorum ya da hayır demek istiyorum.)

Zihin, otantikliğin yerine “ideal benlik”i tercih eder. Bu ideal benliğin illâ mükemmel ve çok çekici olması bile gerekmiyor. Zihin tanım ve etiketlere bayılıyor!

…..

Otantiklik, şu anda içimizde olanı filtrelemeden fark etmek ve onunla temas kurmak…

Hem çok yumuşak, hem de radikal bir duruş…

“Ben buyum” demek yerine “Şu anda bu deneyimim var” der.

….

Ben de yapıyorum. Ağzımdan çıkıveriyor. Kendimi tanımlıyorum. Sevip sevmediklerimi, eğilimlerimi tanımlıyorum. Sözcüklere dökmesem bile içimde çoğu zaman tüm gerçekliği ifade etmediğine dair bir boşluk bırakmaya çalışıyorum. Bırakmadan söyleyiverdiğimi farkettiğimde, ağzımda sevimsiz bir tat kalıyor. Sıkışmış hissediyorum.

Ve birilerinden bunu duyduğumda da, duruma göre bazen tetikleniyorum, bazen içimden nazikçe dua ediyorum.

Kendi kafeslerimizin olması… İnsan olmak böyle birşey. Oturup kendimize acımayı bırakmanın çıkış noktalarından biri bu. İnsana dair beklenti ve varsayımlarımızı bırakıp insanı tanıyıp buna da “radikal kabul” ile yaklaşmak. Bu duyguları bastırmayı değil aksine derinden keşfetmeyi getiriyor.

….

Kendimize sormayı alışkanlık haline getirmek, kendimizle temas kurmak önemli:

  • Şu anda içimde ne var? (Mesela hangi duygu, belki beklediğim gibi hissetmiyorum -wow!-)

  • Bunun önüne geçen bir düşünce (kalıbım) ya da etiketim var mı?

  • İçimden gelen tepkiye izin versem ne olur? (Harekete geçmek mi, durmak mı istiyorum; gitmek mi kalmak mı; konuşmak mı sessiz kalmak mı?)

  • Her zaman yaptığımdan farklı bir şey yapmak istiyor olabilir miyim?

Ve belki ardından hoşluğun ya da nahoşluğun içinde bir hafifleme, rahatlama hissi gelebilir….

 
 
 

Yorumlar


NeuroSystemics Logo II (1).png
  • LinkedIn
  • Instagram

© 2026 Berna Kızılkaya | Neurosystemics CARE | All rights reserved

bottom of page